
Enflasyon kaygıları artıyor, tahvillerde satış derinleşiyor
Bölgesel çatışmaların enflasyonu tırmandıracağı endişesiyle küresel tahvil piyasalarında satış dalgası hızlandı. ABD tahvil getirileri bir yılın en kötü haftasını geride bırakırken, Japonya öncülüğünde Asya piyasaları da baskı altına girdi.
Küresel tahvil piyasalarında enflasyon baskısına dair endişelerin derinleşmesiyle birlikte satış dalgası şiddetleniyor. ABD'de açıklanan verilerin petrol fiyatlarındaki tırmanışın tüketici fiyatlarına yansıdığını göstermesi, tahvil getirilerinde sert yükselişleri beraberinde getirdi.
Geçtiğimiz cuma günü başlayan hareket, yeni işlem gününde Japonya başta olmak üzere küresel piyasalara yayılmış durumda. Yatırımcılar, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) mart ayına kadar faiz artıracağı beklentisini fiyatlamaya başladı. Oysa şubat ayı sonunda piyasa konsensüsü 2026 yılı için iki çeyrek puanlık faiz indirimi yönündeydi.
ABD tahvillerinde psikolojik eşik aşıldı
Piyasalar şu anda aralık ayına kadar faiz artışı ihtimalini yaklaşık yüzde 75 oranında fiyatlıyor. ABD'nin 30 yıllık tahvil getirisi dört baz puan artarak yüzde 5,16'ya ulaştı. Finans çevreleri yüzde 5 seviyesini piyasa için kritik bir "kırmızı çizgi" olarak değerlendiriyor. Bu eşik 2023 ve 2025 yıllarında da aşılmış, ancak söz konusu hareketler birkaç işlem seansından öteye gidememişti. 10 yıllık ve 2 yıllık tahvil getirileri ise sırasıyla yüzde 4,63 ve yüzde 4,10 seviyelerine kadar yükseldi. Bu seviyeler en son Şubat 2025'te görülmüştü.
"Bu fiyat hareketi iki nedenden dolayı endişe verici. Uzun vadeli faiz oranları küresel olarak yükseliyor ve bu durum birbirini besliyor; ayrıca Fed'in faiz artırımına gideceği beklentisi piyasa söylemine giriyor." — Priya Misra, JPMorgan Asset Management Portföy Yöneticisi
Japonya'dan gelen veriler tedirgin etti
Satışlar yalnızca ABD ile sınırlı kalmadı. Avustralya ve Yeni Zelanda tahvil getirileri de yükselirken, İngiltere ve Avrupa vadeli işlemlerinde baskı oluştu. Ancak asıl dikkat çekici hareket Japonya piyasalarından geldi. Japonya'nın 30 yıllık tahvil getirisi 20 baz puan sıçrayarak 1999 yılında bu vadenin ihraç edilmesinden bu yana görülen en yüksek seviyeye çıktı. 10 ve 20 yıllık tahvil getirilerinde de yaklaşık 10 baz puanlık artış kaydedildi.
Mitsubishi UFJ Morgan Stanley Securities Kıdemli Sabit Getirili Menkul Kıymetler Stratejisti Keisuke Tsuruta konuyla ilgili olarak, "Şu anda enflasyon ve mali genişleme endişeleriyle geçen hafta tahvil piyasasında oluşan havayı değiştirecek hiçbir unsur bulunmuyor" açıklamasında bulundu.
Bloomberg MLIV'den Garfield Reynolds ise Japon devlet tahvillerinde hızlanan satış dalgasının küresel piyasaları altüst ettiğini belirterek, "Artan borçlanma maliyetleri, mali gücü yüksek yerli yatırımcıları uzun süredir yurtdışında tuttukları paranın daha fazlasını ülkeye geri getirmeye teşvik edecektir" değerlendirmesini yaptı. Japonya Maliye Bakanı Satsuki Katayama ise G-7 maliye bakanlarının Paris'te gerçekleştirecekleri toplantılarda tahvillerde yaşanan satış dalgasını gündeme alacaklarını duyurdu.
Editörün Analizi
Küresel tahvil piyasalarında enflasyon endişeleriyle derinleşen satış dalgası, yatırımcılar için kritik bir dönüm noktasına işaret ediyor. ABD'de petrol fiyatlarındaki artışın tüketici fiyatlarına yansıması ve Fed'in faiz indirimi beklentilerinin yerini faiz artırımı fiyatlamasına bırakması, piyasa dinamiklerinde sert bir kırılma yaratmış durumda. Özellikle ABD 30 yıllık tahvil getirisinin yüzde 5 gibi kritik bir eşiği aşması, geçmişteki aşımların aksine bu kez daha kalıcı bir hareket olabileceğine dair endişeleri artırıyor. Japonya'daki tahvil getirilerindeki tarihsel sıçrama, küresel sermaye akımlarını etkileyerek özellikle carry trade pozisyonları üzerinde baskı oluşturabilir. Japonya Maliye Bakanı'nın konuyu G-7 gündemine taşıma kararı, meselenin sistemik boyutlara ulaşabileceği yönündeki tedirginliği yansıtıyor. Tahvil piyasasındaki bu hareketlilik, hisse senetlerinden emtiaya kadar tüm riskli varlık sınıflarını etkileyebilecek bir zincirleme reaksiyonu tetikleyebilir. Yatırımcıların, merkez bankalarının olası sözlü yönlendirmeleri ve müdahale sinyallerine karşı teyakkuzda olması gereken bir süreçten geçiyoruz.
